MALATYA
  Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir. Kültepe vesikalarında “Melita” şeklinde görülen Malatya’dan Hitit vesikalarında “Maldia” olarak bahsedilmektedir. Asur İmparatorluk devri vesikalarında ise Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında ise Melitea denilmektedir. Malatya kelimesinin Hititçe “Bal” anlamına gelen “Melid”den türediği anlaşılmaktadır. Hitit hiyeroglif kitabelerinde Malatya şehri, bir öküz başı ve ayağı ile ifade edilmektedir.
     Eski çağ coğrafyacılarından Strabon (M.Ö. 58- M.S. 21) Malatya’yı sürekli “Melitene” adı ile zikretmiştir. Kesin olarak yerini vermediği geniş bir alan içerisinde “Kataonia” ile Fırat Nehri arasında Kommagene sınırında Kapadokya Krallığı’nın (M.Ö. 280-212) on Valiliğinden birisi olarak gösterir. Ona göre Melitene, Sophane (takriben bugünkü Elazığ ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi ifade eder) nin karşısında kurulmuş bir eyalet olduğu kadar kentleri bulunmayan bir bölgenin adıdır. Strabon’a göre bu yöre; zeytin-üzüm ve meyva ağaçlarıyla bezenmiş, Kapadokya’da bir benzeri bulunmayan tek yerdir.
     Pline’ye dayanarak Malatya’nın Asur kraliçesi Semiramis tarafından “Meliten” adıyla kurulduğunu kayıt eder. Bu bilgi, daha sonraki çalışmalarda aynen doğrulanmıştır.
     Gelişen Maldia-Melitene (Malatya), Kalkolitik çağdan beri iskan görmüş ve bugünkü Aslantepede 27 kültür katı bırakmıştır. Buradan 4 km. kuzeyde yer alan Battalgazi’ye M.S. 79-81 yıllarında Roma kralı Titus zamanında lejyon karargah olarak taşınmıştır. Yine şehre bu dönemde de Melitene adı verilmiştir. Artık bundan böyle bir şehir adı olarak bu isim kullanılmaya başlanacaktır. Roma şehir surları bu dönemde yapılmaya başlamıştır. Burası Roma devrinde, Hudutlarının korunması, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi dikkate alınarak mühim bir merkez olarak muhafaza edilmekteydi. Bizans döneminde de bu değerini siyasi iktisadi bakımdan da korumuştur.
     Bizans-Arap mücadelesi sonucunda şehir, İslam hakimiyetine geçmiştir. (M.S. 659) Bizans kaynaklarında da Melitene şeklinde kullanılan Malatya şehir adı, Araplar tarafından, kadim şekline yakın bir imla ile “Malatiyye” adıyla anılmaya başlanacaktır. Araplar, “Sugur El-Cezeriye”nin merkezi haline getirdikleri bu şehri aynı zamanda bölgenin en büyük ve mamur bir beldesi yapmışlardır. Abbasilerden Harun Reşit döneminde (M.S. 786-809) “El-Avasım” adıyla oluşturulan müstakil bir idari bölgenin merkezi olma hüviyetini kazanır. Böylece Malatya, İstanbul’a kadar uzanan Rum kazalarının hareket üssü olma özelliğini de taşır. Bu merkezin bir diğer özelliği ise Tarsus, Adana, Maraş şehirleri gibi Horasan’dan nakledilen Türkler’in önemli bir yerleşim yeri durumuna gelmiş olmasıdır. Malatya’ya çok eski zamanlardan beri çeşitli sebeplere bağlı olarak Türk yerleşiminin olduğunu bilmekteyiz. Bu bölgede Türk varlığı, Arap-Bizans mücadeleleri sırasında ortaya çıkmıştır. Türkler, bu güzel ve önemli beldenin adını değiştirmeyerek Araplardan aldıkları Malatya şekliyle günümüze taşımışlardır. 11. Yüzyıl başlarndan itibaren Anadolu bir Türk yurdu haline gelmeye başlamıştır. Bu bölgede Türk-Bizans mücadelelerinin odaklaştığı şehirlerden biri olmuştur. 1056-1101 yılları arasında birkaç defa el değiştirmiştir. 1101 yılında Danişmentli Melik Muhammed Gazi’nin hakimiyetine geçen Malatya, bir daha kayıp edilmemek üzere Türk Beldesi haline getirilmiştir. Selçuklular döneminde “Vilayet-i Malatya” olarak anılan şehir, bir üstünlük ve asalet ifadesi olarak “Daru’r-Rifa” (Saadet, mutluluk yeri) olarak anılmıştır.
     Memlüklü devleti kaynaklarında, Dulkadirliler ve diğer Türkmenlerle meskun olan Malatya ve havalisi için “İklim Al-Ozaria Üzeyir Ülkesi” lakabı kullanılmıştır.
     Osmanlılar döneminde aynı adla anılan şehirde 1838 yılında Osmanlı ordusu ikamet ederek kışlamıştır. Yöre insanı Aspuzu bağları olarak bilinen yazlığa göç etmiş, orada yerleşerek bugünkü şehir oluşmuştur. Malatya, günümüze modern bir yapılanma ile gelirken asıl tarih çekirdeğini oluşturan battalgazi (Eski Malatya), bugün turistik bir ilçe olarak varlığını sürdürmektedir. Bu bilgiler ışığında Malatya, isim olarak fazla bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.
... 
   Kısaca Malatya şehrimizin temelleri, Hititler zamanında atılmış ve Hitit devrindeki "Melidu" kasabası bu gün değişik isimler alaraktan Malatya olmuştur. 1075'te Türkler tarafından fethedilen Malatya, bir süre Memluklar'ın eline geçmiş, 1392'de Yıldırım Beyazıt tarafından tekrar fethedilmiştir. Daha sonra Osmanlı egemenliğini tanıyan Dulkadıroğulları tarafından idare edilen Malatya, 1516'da doğrudan doğruya Osmanlı İmparatorluğu'na katılmıştır. Bugünkü Malatya, eski Malatya'nın bulunduğu yerden 9 km. uzaktadır. Şehir, 19. yüzyılın ilk yarısında Aspuzu denilen sayfiye bölgesine taşınmıştır.Malatya'nın Tarihi Coğrafi konum itibariyle tabii yol üzerinde bulunan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa kadar indiği, ansır (Buzluk) be İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan anlaşılmaktadır.1979 yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamındaki İzollu mevkii Cafer Höyük'te yapılan kazılarda, o yöre insanının paleolitik mağaralardan çıkıp ilk defa ovada tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır.
  1979-1986 yılları arasında kazıları sürdürülen Pirot-Caferhöyük çalışmaları sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan, beyaz kireç taşından yapılmış figüranlar M.Ö.7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün ışığına çıkarılan bu eserlerin bir kısmı halen Malatya Müzesi'nde sergilenmektedir. Tarih kronolojisini takip ettiğimizde, yörenin ana seramiği tek renk olup, ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır.Bu seramik yanında ithal malı Halaf tipi seramik örneklerinin Hekimhan, Kuyuluk, Hinso ve Arguvan-Karahöyük'te; Hassuna boyalı seramik örneklerine Aslantepe, Değirmentepe, İsahöyük ve Fırıncıhöyük'te rastlanmaktadır. Aslante-pe ve Değirmentepe kazıları, bölgedeki yerleşimin M.Ö. 5000-3000 yılları arasın-da Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir.
  Değirmentepe ve Aslantepe'de çok sayıda taştan ve pişmiş damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret merkezi oldu-ğunu belgelemektedir. Anadolu ile ile olduğu gibi, Kuzey Mezopotamya ve Suriye ile de Fırat Nehri yoluyla ticaret bu dönemde yapılmıştır.
  M.Ö. 3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış, hamuruna ince kuma karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe, Hasır-cı, Fırıncıhöyük, Karahöyük, İsahöyük, Morhamam, Kösehöyük, İmamoğlu, Demirmentepe, Köşgerbaba ve Pirothöyük'te rastlanmıştır.
  Eski Tunç II.Döneminde, M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine yörede yer yer rastlanılmıştır.
  Eski Tunç III.Evrelerine ait elle yapılan, pişirilen seramikler Malatya bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup, üzerindeki süsler, geniş bantlar şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe, Değirmentepe, Pirothöyük'te rast-lanmıştır. M.Ö.3200 yıllarına tarihlenen tapınak, Aslantepe kazılarıyla 1992 yılın-da gün ışığına çıkarılmış, bölgenin en önemli bir dini ve kültür merkezi konumun-da, Mezopotamya kültürü ile çağdaş ve hatta Anadolu'nun ilk tapınak örnekle-rinden olarak tarih ve arkeolojiye ışık tutmaktadır.
  Hititler Dönemi
  Hititler'in Anadolu'da M.Ö. 2000 yıllarının başında varlıklarını gösterdikleri Aslantepe'den çıkarılan bazı seramik örneklerinden anlaşılmaktadır.
  M.Ö. 1750 yıllarında Kuşşara Kralı Anitta, Anadolu'yu tek bir yönetim altında toplayarak siyasi birliği sağlamıştır. Bu dönemde Malatya'nın siyasi birliğe katıl-dığı sanılmaktadır.
   I.Hattusilis, Kuzey Suriye yolunu emniyet altına almış, yerine geçen oğlu I.Mursilis ise Anadolu birliğini Halep ve Babil seferlerinden sonra sağlamış. Malatya'nın, bu krallar döneminde Kuzey Suriye ile Anadolu arasında önemli yol kavşağında olması sebebiyle Hitit Birliğine girdiği ve Hitit Şehri olduğu kabul edilebilir.
  I.Musilis, babası I.Hattuşiliş'in gösterdiği, dış menfaatlerinin güneyde olduğu fikri üzerine hareket edip, Halep ve Bağdat'ı fethederek, "Büyük Kral" ünvanını aldığı Akad metinlerinde görülmektedir.
  Hitit krallarından Ammunas ile Huzziyas'tan biri döneminde M.Ö.15. Yüzyılda yer yer görülen isyanlar sonunda Hitit Birliğinin kuzey Suriye'deki egemenliğini Mittani Krallığının eline geçmiştir. Hitit Kralı Şuppiluuma, M.Ö. 1450 yıllarında  Fı-rat nehrini geçerek bölgede yer alan Mittani egemenliğine son verilmiştir. Böy-lece Malaya'yı yeniden Hitit İmparatorluğuna kazandırmıştır. II.Mursilis, Muvatalli ve III.Hattusilis döneminde Malatya, Hitit Merkezine bağlı kalmıştır.
  M.Ö. 1116-1096 yılları arasında bir Asur vesikasına göre, Asur Kralı I.Tiglat-plaser Malatya üzerine yürüyerek kral Allumu'yu yemiştir. Şehir halkını rehin ala-rak vergiye bağlamıştır.
  M.Ö.1200-1000 yılları arasında kavimler göçü sebebiyle Anadolu'da karanlık bir devir hüküm sürdürmüşlerdir. Malatya, asıl önemini bu devirlerde almıştır. Hitit devleti, bir takım küçük feodal krallıklardan teşekkül ediyordu. Bu derebeylik-lerden birisi de Fırat nehrinin Malatya civarında yaptığı dirseğin içinde bulunduğu tahmin edilen Alşe Krallığı idi.
  Geç Hitit döneminde; Malatya ve çevresinde özellikle İskepçur, Darende, Gü-rün, Aslantepe'de Geç Hitit dönemine ait kitabeler ve sitteler bulunmuştur. Hey-keller ve Sitteler Geç Hitit devrinin Malatya'da ne kadar geniş çevreye yayıldığını göstermektedir.
  M.Ö.1000 yıllarında Malatya, Kargamış Krallığına bağlı olarak varlığını sürdür-müştür. Gürün yakınlarında bulunan bir kitabeye göre "Sasa" adlı bir kimse Malatya Kralı olarak bilinmektedir. Asur Kralı II.Adad Nirari (M.Ö 911-891) Kargamış'ı egemenliği altına alarak, Kargamış'ın Malatya üzerindeki hakimiyeti son bulmuştur. Asur kralı III.Salmanassar (M.Ö.858-824) Hilakku üzerinden Ta-bal'a burada 24 Tabal kralının takdim ettikleri haracı kabul etmiş ve dönüşünde Malatya üzerine yürümüş, Malatya Kralı Lalli'yi yenerek ağır vergi bağlamıştır. (M.Ö. 835)
  Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Malatya'nın tarihini Hitit Hiyeroglif kitabe-lerinden, Asur krallıklarının yıllıklarından ve Urartu kitabelerinden öğrenmekteyiz. Asur vesikalarında Malatya adı; Milid, Melid, Milidia, Meliddu şeklinde geçmekte-dir. Urartu kaynaklarında Melitea, Hitit Hiyeroglif Kitabelerinde ise "Dana başı ve ayağı", "Şehir ayak dana başı" ideogramları ile temsil edilmiştir.
  Urartu kralllarından İspuinis (M.Ö. 824-816) ile oğlu Menuas (M.Ö. 816-807) zamanlarına ait Palu kaya kitabelerinde Milid Kralı Sulumeli'yi mağlup ettikleri kaydı vardır. Fakat Malatya Kralı'nın bu yeni hakimiyete kolay kolay itaat etme-diği anlaşılıyor. I. Argistis (M.Ö. 789-766) "Tanrı Haldi'nin sayesinde Hatti memle-ketlerine karşı sefer ettiğini ve Tuwate'nin oğlunun memleketine karşı yeniden ayaklanmış, III. Sarduri (M.Ö. 765-733) de Melitea Kralı Sahu oğlu Hilaruwata'yı mağlup ederek, şehrini yağma ettiği anlatılmaktadır.
  Urartular, M.Ö. 8. Yüzyıl ortalarında Melid ülkesi olan bugünkü Aslantepe ile ilişki kurmak üzere II. Sarduri (M.Ö. 765-735) Fırat Nehri'ni İzollu (Kömür Han) mevkiinden geçerek, bölgeyi yöneten Hilaruda'yı yenerek haraca bağladığı anlaşılmaktadır. Yine aynı bölge adı ile anılan "İzollu" kaya kitabesinden anla-maktayız. Bu kitabe şu sırada Karakaya Baraj Gölü altında olduğundan, mülaji alınarak Malatya müzesine taşınmıştır.
  Urartu egemenliği, Asur Kralı III. Tiglat Psaser'in tahta çıkışına kadar devam etmiştir. Bu kral döneminde Malatya, M.Ö. 722 yılında Malatya Kralı Funzianu, Asur Kralı II. Sargon'a esir düşmüştür. Bu tarihte Asur Kralının Malatya'yı ege-menliği altına aldığı, bir isyan sonunda M.Ö. 713 yılında Malatya Kralı Tarhunaz'ı esir ettiği anlaşılmaktadır. Kralı Halkı ile birlikte Asur'a, Basra'ya sürgün ettiği, Basra halkından bir kısmını Malatya'ya getirerek yerleştirdiği bilinmektedir. Malatya'ya Asurlu bir kral ve emrine 150 savaş arabası, 1500 atlı, 20.000 yaya, 10.000 kalkan ve mızrak taşıyıcıları verdiğini II.Sargon'un kitabelerinden anla-maktayız. Buraya atanan kralın adı Mutallum'dur. Bu belgeye göre Malatya şeh-rinin o günkü nüfus ve büyüklüğü ile önemi gözler önüne serilmektedir.
  Asur Kralı Sanherib (M.Ö. 705-681) döneminde Asur egemenliğinde olan Malat-ya, Asar Haddon (M.Ö. 681-669) zamanında Asur egemenliğinden çekilmiştir. Bundan sonra bölgede Med ve Perslerin hakimiyeti görülür.
   Malatyanın Adının Aslı
  Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir de-ğişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir. Kültepe vesikalarında "Melita" şeklinde görülen Malatya'nın Hitit vesikalarında "Maldia" olarak bahse-dilmektedir. Asur İmaparatorluk devrinde ise Meliddu, Melide,Melid, Milid, Milidia olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında ise Melitea denilmektedir. Hitit hiye-roglif kitabelerinde Malatya şehri, bir öküz başı ve ayağı ile ifade edilmektedir.
  Eski çağ cağrafcılarından Strabon (M.Ö. 58-M.S. 21) Malatya'yı sürekli "Melitene" adı ile zikretmiştir. Kesin olarak yerini vermediği geniş bir alan içeri-sinde "Kataonia" ile Fırat Nehri arasında Kommagene sınırında Kapadokya Kral-lığı'nın (M.Ö. 280-212) on Valiliğinden birisi olarak gösterir. Ona göre Melitene, Sophane (takriben bugünkü Elazığ ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi ifade eder.) ‘nin karşısında kurulmuş bir eyalet olduğu kadar kentleri bulunmayan bir bölge-nin adıdır. Strabon'a göre bu yöre; zeytin-üzüm ve meyve ağaçlarıyla bezenmiş, Kapadokya'da bir benzeri bulunmayan tek yerdir.
  Pline'ye dayanarak Malatya'nın Asur kraliçesi Semiramis tarafından "Meliten" adıyla kurulduğunu kayıt eder. Bu bilgi, daha sonraki çalışmalarda aynen doğru-lanmıştır.
  Gelişen Maldia-Melitene (Malatya), Kalkolitik çağdan beri iskan görmüş ve bugünkü Aslantepede 27 kültür katı bırakmıştır. Buradan 4 km. kuzeyde yer alan Battalgazi'ye M.S. 79-81 yıllarında Roma kralı Titus zamanında lejyon karagah olarak taşınmıştır. Yine şehre bu dönemde de Melitene adı verilmiştir. Artık bundan böyle bir şehir adı olarak bu isim kullanılmaya başlanacaktır. Roma şehir surları bu dönemde yapılmaya başlamıştır. Burası Roma devrinde, Hudutlarının korunması, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi dikkate alınarak mühim bir merkez olarak muhafaza edilmekteydi. Bizans döneminde de bu değerini siyasi iktisadi bakımdan da korumuştur.
  Bizans-Arap mücadelesi sonucunda şehir, İslam hakimiyetine geçmiştir. (M.S. 659). Bizans kaynaklarında da Melitene şeklinde kullanılan Malatya şehir adı, Araplar tarafından, kadim şekline yakın bir imla ile "Malatiyye" adıyla anılmaya başlanacaktır. Araplar, "Sugur El-Cezeriye'"nin merkezi haline getirdikleri bu şehri aynı zamanda bölgenin en büyük ve mamur bir beldesi yapmışlardır. Abbasilerden Harun Reşit döneminde (M.S.786-809) "El-Avasım" adıyla oluşturulan müstakil bir idari bölgenin merkezi olma hüviyetini kazanır. Böylece Malatya, İstanbul'a kadar uzanan Rum kazalarının hareket üssü olma özelliğini de taşır. Bu merkezi  bir diğer özelliği ise Tarsus, Adana, Maraş şehirleri gibi Horasan'dan nakledilen Türklerin önemli bir yerleşim yeri durumuna gelmiş olmasıdır. Malatya'ya çok eski zamanlardan beri çeşitli bir yerleşim yeri durumuna gelmiş olduğunu bilmekteyiz. Bu bölgede Türk varlığı, Arap-Bizans mücadeleleri sırasında ortaya çıkmıştır. Türkler, bu güzel ve önemli beldenin adını değiştirmeyerek Araplardan aldıkları Malatya şekliyle günümüze taşımışlardır. 11.Yüzyıl başlarından itibaren Anadolu bir Türk yurdu haline gelmeye başlamıştır. Bu bölgede Türk-Bizans mücadelelerinin odaklaştığı şehirlerden biri olmuştur. 1056-1101 yılları arasında birkaç defa el değiştirmiştir. 1101 yılında Danişmentli Melik Muhammed Gazi'nin hakimiyetine geçen Malatya, bir daha kayıp edilmemek üzere Türk Beldesi haline getirilmiştir. Selçuklular döneminde "Vilayet-i Malatya" olarak anılan şehir, bir üstünlük ve asalet ifadesi olarak "Daru'r-Rifa" (Saadet, mutluluk yeri) olarak anılmıştır.
  Memlüklü devleti kaynaklarında, Dulkadirliler ve diğer Türkmenlerle meskun olan Malatya ve havalisi için "İklim Al-Ozaria Üzeyir Ülkesi" lakabı kullanılmıştır.
  Osmanlılar döneminde aynı adla anılan şehirde 1838 yılında Osmanlı ordusu ikamet ederek kışlamıştır. Yöre insanı Aspuzu bağları olarak bilinen yazlığa göç etmiş, orada yerleşerek bugünkü şehir oluşmuştur. Malatya, günümüze modern bir yapılanma ile gelirken asıl tarih çekirdeğini oluşturan battalgazi (Eski Malatya), bugün turistik bir ilçe olarak varlığını sürdürmektedir. Bu bilgiler ışığında Malatya, isim olarak fazla bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.
   Medler Dönemi
Asurbanipal'ın (M.Ö. 667-631) ölümünden sonra,Asur'un ihtişamlı devri uzun süre devam etmedi. Bu arada Med'ler, Keyaksar'ın (M.Ö. 625-585) idaresinde güçlü bir devlet kurmuşlardır.
  Asur egemenliğinde bulunan "Babil prensliğinde hürriyetine kavuşmak istiyordu. Babil prensliğinin başında bulunan Nabupolassar, Asur aleyhine Med kralı Keyaksar ile bir anlaşma aymıştır. Aynı zamanda Kimmerler'de Med'lerle anlaşarak ittifak halinde harekete geçtiler. Bu kuvvetler, M.Ö. 612'de büyük bir saldırı ile Asur toprakları, Medlerle Babilliler arasında paylaşıldı. Anadolu toprakları, Kızılırmak nehrine kadar Medleri payına düştü. Batı Anadolu'da bulunan Lidya devleti Medler'in Doğu Anadolu'da ilerleyişini endişe ile takip ediyorlardır. M.Ö. 590 yılında Malatya civarında Fırat Nehrini geçen Med ordusu Kızılırmak nehri yakınlarına kadar olan toprakları ele geçirdi. Med kralı Keyaksar ile Lidya kralı Alyattes'in orduları M.Ö. tutulması meydana geldiğinde her iki taraf, bunu uğursuzluk sayarak savaşa son verdiler. Kızılırmak, iki taraf arasında sınır olarak kabul edildi. Böylece Malatya bölgesi Medler'in hakimiyetine geçmiş oldu.
  Med devleti, askeri güce dayanan despot bir devletti. İstila ettiği bölgelerde kalıcı bir yönetim sağlayamıyordu. İran'ın güneybatı yaylalarında yaşayan Perslerin Ahameniş soyundan gelen II. Kiros, Med yönetiminin içine düştüğü çelişkilerden yararlanmaya kalkıştı. Med kralı Astiyağ'ın (M.Ö.584-550) orduları bozguna uğrattı. Kısa sürede Kızılırmak Nehrinin doğu kışısına kadar bütün Anadolu'ya egemen oldu.Böylece Malatya yöreleri de Perslerin eline geçti.
   Persler Dönemi
Pers kralı I.Dareios (Daryus), M.Ö. 522-485 ülkesinde düzenli bir yönetim kurmak amacıyla ülkeyi 127 vilayetten oluşan 23 büyük Satrab'lığa ayırdı. Malatya bölgesi, merkezi Kaysei (Mazaka) olan Kapadokya büyük satrablığına bağlandı.Malatya yöresinde Med ve Pers egemenliğini yansıtan anıt eserlere rastlanmamıştır. Bölge ekonomisinin can damarı olan Mazaka-Malatya arasında yol, bu dönemde önem kazandı. Malatya; İran yaylasını Akdeniz'e bağlayan ulaşım yolu üzerinde sosyal ve ekonomik ilişkilerin düğümlendiği doğu ile batı arasında bir kent oldu.
  Malatya, M.Ö. 4. Yüzyılda Makedonya Kralı İskender'in Anadolu'yu ele geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu'ya yayılmasını sağladı. Malatya, bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.
  İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun komutanları ve satrabları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine ilk önce, İskender'in Kapadokya Satrabı Evmenes sahip çıktı. Ancak, Evmenes M.Ö. 315'de komutan Antigonos'a yenildi. İskender'in Babil satrabı Selevkos, uzun savaşlardan sonra Antigonos'u yenince İran, Irak ve Güney Anadolu toprakları bu sefer onun egemenliği altına girdi. (M.Ö. 312) Büyük Selökid devletinin temelleri atılmış oluyordu. Elevkos'un Malatya'yı içerisine alan topraklarda da egemenlik kurması, ancak rakibi Lizimakhos'u M.Ö. 281'de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Selevkosların Malatya'da tahakkümleri bir yıl sürmüştür. Yöre insanının isyanı sonucu Selevkoslar Malatya'yı terketmek zorunda kaldılar.Aynı zamanda Kapadokya yönetiminin Malatya bölgesindeki egemenliği daha güçlendi.
  Kapadokya Krallığı, bir süre sonra "Sofen Prensleri" diye anılan ve bugünkü Harput bağımsızlığını ilân eden prenslere boyun eğdi, Malatya yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kaldı. (M.Ö. 212) Böylece bölgedeki yönetim, tekrar Selevkosların eline geçmiştir. Bu yönetimden memnun olmayan yöre halkı, kuzeyde bulunan Pontus Krallığına bağlı Farmekes'in koruması altına sığınmıştır. (M.Ö. 170) Malatya bölgesi uzun süre Pontus krallığına bağlı olarak kalmıştır.
   Pontus Kralı Mitridates Evpator'un (M.Ö. 120-63), Pompeius komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit ırmağı kıyısındaki kabira olan Roma eyaletinin sınırları içine alındı. (M.Ö. 66)
   Roma Dönemi
  Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu batıya bağlayan bir düğüm noktası üzerinde bulunuyordu. Fırat nehrinin doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene'ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII.Fulminita'dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia'dır. Roma'nın 30 lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir.Melitene'de yerleştirilen 12.Lejyon doğudaki Roma'nın en önemli askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz'den Zeugma'ya kadar uzanan doğu hudutlarının bekçisi olmuştur. Romalıların 12 Lejyonu buraya yerleştirmelerinin sebebi; buranın önemli bir yol kavşağında olması, Fırat'ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek depolarının bol olmasındandır.
  12.Lejyonun Malatya'da yerleştirilmesi ile Aslantepe'de bulunan şehrin yeri değiştirildi. Buranın 4.km kuzeyine bugün Battalgazi ilçesi adı verilen yere kuruldu. Şehrin etrafı surlarla çevrildi. Şehir surları (M.S. 98-117) Traianus döneminde yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene, Prth'lara karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolların geçtiği bir geçit noktası haline gelmiştir.
   Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene'ye komşu devletler tarafından sürekli saldırmışlar. Savaşlar sebebiyle yıpranan şehir surları, İmparator Constantius (M.S. 363) zamanında tamir ettirilerek genişletilmiştir. Bütün Roma ülkesinde olduğu gibi, Melitene'de de huzursuzluk ve isyanlar artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor'u Bizans İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma nüfusunu yeniden sağlamıştır.
  Romalılar tarafından askeri bir karargah olarak kullanılan Malatya'da o döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen kültürel buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.
  Theodosius Magnus, (M.S.379-382), 395'te İmparatorluğu oğulları Arcadius ve Honorius arasında bölüştürmüş, İmparatorluğunun doğusu Arcadius'a düşmüştür. Malatya, imparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu içinde kalmış, bundan sonra da önemini sürdürmüştür.
   Bizans Dönemi
  Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine askeri bir üs olarak kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılmıştır. Fulminatris lejyonu adı verilen askeri karargaha Bizanslılar"Likandos" adını vermişlerdir. Bizans imparatoru Akilleon (457-474) Malatya'yı İmapatorluğunun 12.Temi olarak adlandırmıştır. 532 yılında imparator Justinyanus zamanında şehir surları yeniden restore edilerek müstahken hale getirilmiştir. Bunun zamanında şehir Malatya, bir eyalet merkezi durumundadır. Bizanslılar, Malatya'yı Romalılardan daha çok geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bugün olduğu bir Derme suyu olarak bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Yörede Gündüzbey, Yeşilyurt, Yakınca, Banazı, Bostanbaşı ve Tecde adıyla bilinen yerleşim merkezlerinin Bizans döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Çünkü bahsi geçen yerlerde Bizanslılardan kalma mozaikli havuz ve ev kalıntılarına rastlanmaktadır.Bunlardan birisi Tecde'de bulunan Zirai Araştırma İstasyonu meyva fidanlığının bulunduğu, alanda olduğu tesbit edilmiştir. 1895 yılında sözü edilen yerde yapılan havuz çalışmaları kazısı sırasında 7 adet altın Bizans sikkesine rastlanmıştır. Bunlar Malatya Müzesinde sergilenmektedir. Bir diğeri ise Yukarı Banazı (Konak) köyünün Horata adı verilen suyun yakınında bir üzüm bağının içindeki kalıntılardır.
   Öte yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin geniş bir alana yayıldığı ve Hristiyanlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir ve çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrip edilmiştir. Müslümanlar tarafından yaptırılan cami ve mescitler, Hristiyanlarca aynı tarzda hareket edilerek yıktırılmıştır.
  Bizanslılar, Malatya'yı Sasani'lere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani İmparatoru I.Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun süre Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Malatya, Avasım şehirlerinin merkezi durumuna getirilmiştir. Anadolu'da Fırat'ın doğu kısmı müslümanların ilk istilası sırasında ele geçirilmiştir. Emeviler devrinde de bu fetih tamamlanarak Anadolu'nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile Fırat arasındaki topraklar Müslümanların kontrolüne geçmiştir. Adana bölgesinin merkezi Tarsus, Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere iki hudut valiliği kurulmuştur.
   Anadolu'nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Müslüman Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır. VII.Yüzyıldan itibaren sürekli Arap akıncılarının saldırısına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi İlçesinde Belediye Hamam inşaatı harfiyatı sırasında ele geçen 7.Mikhael Dukas (1071-1/78) dönemine tarihlenen altın sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla bu eserler Malatya'da Bizans döneminin sonu olarak karşımıza çıkar.
   İslam Dönemi
   Müslüman Araplar, Anadolu'ya yaptıkları seferlerle Malatya'yı birkaç defa ele geçirmişlerdir. İyaz Bin Ganem'in Habib bin Mesleme komutasında Malatya üzerine gönderdiği Arap ordusu kenti aldı ise de burada fazla kalamadı.
  Suriye Valisi Muvaiye Habib bin Mesleme'yi yeniden Malatya üzerine gönderdi. 656 yılında kenti alan Mesleme, buraya askeri birlikler yerleştirdiktedn sonra yönetimi kendi atadığı bir Valiye bıraktı.Muaviye (661-680) bu kente gelerek bir zaman kaldı ve asker sayısını artırdı. Kenti müslümanlaştırmak gayesiyle Irak ve Suriye'den Müslüman halkın bir kısmını Malatya'ya getirerek yerleştirdi. Bizanslılara karşı yapılan yaz seferlerinin üssü durumuna getirilmiştir.
  Hz.Ali ile Muaviye taraftarları arasındaki mücadeleler zamanında Müslümanlar, Anadolu seferlerini ihmal ettiğinden fırsattan yararlanan Bizanslılar Müslüman halkın ve askerlerin çekilmiş olduğunu görerek Malatya'yı yeniden zapdettiler. Şehrin kalesini yıkıp, Müslüman halkı kılıçtan geöirdiler.
   Emeviler döneminde Halife Ömer Bin Abdüllaziz (717-720) kaçmakta olan Darende halkını Malatya'ya yerleştirdi. Cavana Bin El Haras'ı buraya vali olarak atadı. 740-41 yılında Askivaş komutasındaki Bizans ordusu Malatya üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında halk, kent kapılarını kapayarak Halife Hişam Mlaatya'ya girdi, şehir onarılıncaya kadar buradan ayrılmadı.
  Şehre vali olarak atanan Melih İbn-i Sebeb ve yanında seferlerde bulunan Abdullah el Battal Bizanslıların elinde bulunan Synada şehrini kuşatmışlardır. İslam orduları Pelezaşumadı verilen yerde ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Bu savaştan üç sene sonra 740 tarihinde Abdullah El Battal, Eskişehir yakınlarında Akronion önünde yapılan savaşta şehit düşmüştür. Aynı tarihte Malatya'da Bizans-Arap çatışmalarında Battalgazi'nin silah arkadaşı Abdulvahap'ın da şehit düştüğü sanılmaktadır.
  755 tarihinde Bizans imparatoru V.Konstantinos tarafından yakılıp, yıkılan Malatya, aynı tarihte Salih bin Ali bin Abdullah komutasında saldırıya geçen İslam ordusu, V. Konstantinos komutasındaki Bizans ordusunu yenerek şehri yeniden ele geçirmişlerdir. Abbasi Halifesi El Mansur (754-775), yeğeni İmam Abdulvahap bin İbrahim'i Malatya valiliğine atadı. Vali, 757 yılında Hasan bin Kahtaba komutasındaki kuvveti ile gelerek Malatya'yı yeniden onarttı. Onarımı tamamlanan Malatya'ya 4.000 kişilik kuvvet bırakarak buradan ayrıldı.
   Halife Harun El Reşit (786-809) oğlu Abbas Malatya'yı üs durumuna getirerek Bizanslılar üzerine saldırılar düzenledi. Bizans İmparatoru Theophilos, 837 yılında Doğanşehir ve Malatya üzerine saldırıya geçerek yöreyi yakıp, yıktı. 838 yılında Halife El Mutasım'ın  (833-842), Abu Said Muhammed bin Yusuf komutasında Bizanslılara karşı çıkardığı Arap ordusu başarılı olamadı. Türk asıllı Afşin ve Arap asıllı Abdullah bin Mervan El Akta komutasındaki İslam ordusu Malatya halkının da yardımıyla Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Ancak 841 yılında Bizans orduları şehri yeniden ele geçirdiler. 9. Yüzyılın ortalarına doğru Malatya'nın batı ve kuzey yörelerinde yerleşmiş bulunan Pavlikiyenler Bizanslara karşı ayaklandıklarından Malatya valisi Ömer Bin Abdullah Bin El Akta onları destekledi. 868 yılında Anadolu içlerine bir sefer düzenledi. 3 .Michael (842-867) Petronas komutasındaki Bizans ordularınca ağır yenilgiye uğratıldı. Komutan Ömer Bin Abdullah El Akta bu savaşta şehit düşmüştür.
  I.Basileios (867-886) zamanında Bizans ordusu Darende ve Doğanşehir'i alarak, buraları yakıp yıktılarsa da Malatya'yı ele geçiremediler. Bizanslılar, kuşatma sırasında ağır kayıplar verdiler. İmparator esir olmaktan zor kurtuldu. 917 yılında Arap komutanı Munis El Muzaffer Malatya'dan İç Anadolu üzerine bir sefer düzenledi. Bu seferi 923 yılında Muhammed bin Nasır, yaz ve kış seferlerinden başarı kazanması üzerine Bizanslılar 926-927 yıllarında Kurkuas komutasındaki bir ordu ile karşı saldırıya geçtiler ve Malatya yöresini yağmaladılar. Malatya valisinin oğlu Ebu Hafs ile komutanı Ebul Aşaş'ı Kurkuas'a göndererek Bizans egemenliğini kabul etti.
  Musul Hamdani emri Nasr üd-Devle El Hasan'ı (929-962) amcası Said üd-Devle Malatya'ya sefer düzenleyerek şehri Bizanslılardan geri aldı. 934 yılında, Kurkuas, Malatya'yı yeniden alarak surların tümünü yıktırıp, kenti savunmasız bıraktı.
  Bunu izleyen yıllarda Mamdani Sultanı Seyf üd-Devle Ali (945-967) birkaç defa Malatya'yı istila etti. 961-962 yılında komutanlarından Naca, Bizanslılarla çarpışarak 18 gün boyunca şehri yağmalayıp, yakıp yıktırdı.
  Bizans imparatoru II.Nikephor Focas, (963-969) Güneydoğu Anadolu ve Suriye'yi ele geçirdikten sonra savunmasız durumdaki Malatya'yı yeniden oturulur duruma getirmeye çalıştı. Suriye Yakubileri'ne haber salarak Malatya'ya gelip yerleşmelerini istedi. 970 yılında Yakubilerden büyük bir kısmı Malatya yöresine yerleşerek, Bizans egemenliği altına hayatlarını sürdürmeye başladılar.
   Selçuklular Dönemi
11.Yüzyılda Türkler akı akın Anadolu'ya yöneldiler. Malazgirt zaferinden önce Malatya 1057 yılında Türklerin eline geçti ise de Bizanslılar kenti geri aldılar. L.İsaakios Comnenos (1057-1059) döneminde Türkler Malatya'yı ele geçirip halkını tutsak ettiler. Kenti tekrar ele geçiren Konstantinos Ducas (1059-1067), 1060-61 yıllarında Malatya'nın sur ve hendeklerini yeniden yaptırdı. Ne var ki kent 1064 ve 1066'da kısa süreli de olsa Türklerin eline geçmesine engel olunamadı. Ancak kuşatma için gerekli silahları olmayan Türkler, düzenli Bizans ordularıyla başa çıkamayarak almış oldukları toprakları bırakıp, geriye çekilmek zorunda kalıyorlardı.
  Bu sırada Ortodoks Bizanslılarla Gragoryen ermenileri arasındaki anlaşmazlık devam etmekteydi. Bizanslılar 11. Yüzyılın başlarında Doğu Anadolu'yu istila ederek, buradaki ermenileri Fırat yöresine sürmüşlerdi. Aynı yüzyılda başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler, güneybatıya doğru inip Malatya, Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar. Bu yüzden Anadolu'nun Türklere karşı korunulmasında bizanslılara yardımcı olamadılar. 1071 yılında Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (1068-1071), Türkleri Anadolu'dan atmak için büyük bir sefer düzenledi. Malazgirtte savaş alanını topluca terk eden ermeniler, Balkanlarda Bizans ordusuna dahil edilen Uz ve Peçenek Türklerinin Alparslan saflarına geçmesiyle Bizanslıların büyük bir bozguna uğramalarına sebep oldular.
  Bu zaferle Bizanslıların son direnme güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu içlerine akmaya başladılar. Kendi aralarında başlayan saltanat kavgalarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah kendilerine vilayetler verilmediği için isyan eden şehzadeler ve başka beylerde kendi boylarıyla Anadolu'da bir yurt tutmaya çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan'ın ölümü üzerine oğlu Melikşah (1072-1092) tahta geçti.Ama amcası Kavurd onun sultanlığını tanımadı. Kavurd'un başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan Melikşah, bu sırada Anadolu'nun fethiyle uğraşan Artuk Beyi yardıma çağırdı.
  Artuk Bey, 1073 yılında Anadolu'dan Melikşah'a yardım etmek amacıyla ayrıldı. Bu arada saltanat iddiasıyla Alparslan'a karşı ayaklanmış olan Kutalmışoğullarından Süleyman Şah ile kardeşi Mansur Konya'dan İznik'e kadar olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurarak bağımsızlığını ilan etmişti.
  Akın akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu'da toplanmalarından yararlanan Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular. Bizanslıların Malatya-Antakya hattını Türklere karşı korumakla görevlendirdikleri ermeni komutanı Filaretos, Malazgirt savaşından sonra kendi hesabına hareket etmeye başladı. Frank komutanı Raimbaut ve askerleri ile Toroslardaki  ermeniler onun yönetimi altında birleştiler. Böylece güçlenen Filaretos, 1074 yılında Bizans İmaparatoru 7.Micheal Ducas'ın Antakya valiliğine atadığı komutan İzak'ı bozguna uğratmaya muvvafak oldu. Daha sonra Muş, Siirt yörelerinde Bizanslılara bağlı kalan ermeni prensi Thornig ile çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında Raimbaut öldü ise de Thornig'i saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa'yı Bizans valisi Leon'un elinden aldığı gibi, Malatya'da  yerleşen Ortadoks Ermeni Gabriel'i de kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos, karısını Bağdat'a göndererek Melikşah'dan sağladığı bir fermanla Malatya'da hakimiyetini perçinledi. Fırat boylarında ortaya çıkan Ermeni Vasag'ı da 1079'da öldürten Filaretos, ardından Antakya'daki Rumları ortadan kaldırdı.Böylece; Malatya, Maraş, Antakya ve Urfa yörelerini içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu. Bu sırada kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu sultanı Melikşah ile kurmuş olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da, bu dostluğa karşı 1082 yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini kendisine bağladı. 1085 yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli Beyi Meli Danişmend Gazi, Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı. Filaretos, Melikşah'ın desteğini almak umuduyla Rey'e gitti. Bu gidişten bir sonuç elde edemedi ve kısa bir süre sonra Maraş'ta öldü.
  Süleylam Şah'ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan'ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları'nı büyük bir sarsıntıya uğrattı. Süleyman Şah; bu sefere çıkarken yerine komutanlarından Ebu'l Kasım'ı bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi.
  1092 yılında Melikşah'ın ölümü üzerine İran'dan kaçan I.Kılıç Arslan İznik'e döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede toparlandılar. Melik Danişmend Gazi ise Malatya'yı ele geçirmek için plan yapıyordu. I.Kılıç Arslan'ın kardeşi Kulan Arslna (Davud) Malatya'yı kuşattığında Melik Danişmend Gazi'ni de şehirde gözü olmasından doluyı oraya girerek Anadolu Selçukluları ile Ermeni Gabriel'i uzlaştırdı. Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için uygun bir ortam beklerken, I.Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya'yı Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı yoğunlaştırdılar. Şehrin Ermeni ve Süryani patriğinin desteğini aldı ise de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine, Anadolu Selçukluları kenti savaşla almaya karar verdiler. Bu sırada, I.Haçlı seferinin başlaması I. Kılıç Arslan'ın kuşatmadan vazgeçmesine sebep oldu.
  I.Haçlı Seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları ve Danişmendliler toparlandılar. I.Kılıç Arslan  Bizanslılar'la uğraşırken, Melik Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü, şehir surlarının kuvvetli olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü. Danişmentliler şehrin çevre ile bağlantısını keserek, üç yıl beklediler. Muhasaraya yaz aylarında devam edip, kışları tekrar Sivas'a dönüyorlardı. Uzun müddet dayanamayacağını anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond'a elçiler göndererek bir anlaşma sonunda, şehri ve güzelliği ile meşhur olan kızı Morfia'yı kendisine vermeyi teklif etti. Bunun üzerine Haçlılar hemen harekete geçtiler. Önce bunları sevinçle karşılayan Malatya'daki Ermeni Halk, Haçlıların yaptıkları yağma ve zulümler yüzünden, Danişmendlilerden yana olmaya başladı. Melik Danişmed Gazi, Ermenilerin yardımı ile Haçlılar'ı Malatya önlerinde pusuya düşürerek bozguna uğrattı. Başta ünlü Kontu Bhomod ve Richard gibi Frank komutanları esir alındı.(1100)
  Niksar'da hapsedilen tutsakları kurtarmak için Avrupa'da bir haçlı seferi düzenlendi. Bunun üzerine, Danişmendliler Malatya'yı kuşatmaktan vazgeçtiler. Gabriel de Urfa kontu Baotounin'i Malatya'ya çağırarak himayesine girdi. 1101 yılında Anadolu'ya gelen Haçlı ordularını Anadolu Selçuklu ve Danişmendli kuvvetleri yok ettiler. Melik Danişmend Gazi, yeniden Malatya'yı kuşattı. Şehir kuşatılınca büyük bir kıtlık başladı. Gabriel ve Rumlar Süryani ve Ermenilerden şüphelendikleri için, onlara zulüm ederek ve mallarına el koyarak bir çoğunu da öldürdüler.
  Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni'yi Gabriel'e gönderip, onu barışa yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı bir tertip zanneden Gabriel Bar Sabuni ile birlikte birçok ileri gelenleri öldürünce, askerler ve halk gazaba gelerek ihanete mecbur oldular. Şehrin kapılarını Danişmendlilere açarak askerlerin şehre girmesini sağladılar.
  Melik Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak amacıyla, şehrin zenginliklerinden kendilere pay verileceğini söyledi. Şehir alınınca ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye dokunmayarak, halkın evlerine ve işlerine dönmelerini sağladı. Bundan başka ülkesinden buğday, öküz gibi zirai ihtiyaç maddeleri getirterek halka dağıttırdı. Zindanlarda bulunan insanları hürriyetine kavuşturdu. Gabriel ve ailesi, onun zulmüne uğrayan yerli Hristiyanlar tarafından işkence ile öldürüldü. Malatya, Danişmend Gazi Ahmet zamanında bir saadet ve bolluk ülkesi oldu. Kılıç Arslan tarafından kuşatılan ancak, Haçlılar'ın İznik'i kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık Danişmend Gazi'nin fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha sonra da Selçuklular ve Danişmendliler idaresinde kalmıştır.
  Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği Malatya'nın Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik Danişmend Gazi, Niksar'da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında serbest bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler'in arası açıldı. I.Kılıç Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş yöresindeki savaşta I.Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend Gazi'nin 1105 yılında ölümünden sonra Anadolu Selçukluları Malatya'yı kuşattular. Kenti elinde tutan Melik Danişmend Gazi'nin oğlu Yağısıyan fazla dayanamayacağını anlayınca kendi Anadolu Selçuklularının büyük ilerleyişini kaygı ile izliyordu. Musul, valiliğini Çökermiş'in elinden alıp, Çavlı'ya vermişti. Çavlı, Çökermiş'i öldürünce Musul halkı onun yaştaki oğlu Zengi'yi vali yaptı. Çavlı Musul'u kuşattığında kent halkı, Malatya'da bulunan I.Kılıç Arslan'a haber göndererek yardım istedi. I.Kılıç Arslan Çavlı'yı Nusaybin'de yendi ve Musul'a geldi. Kentin valiliğine oğlu Şahinşah'ı, komutanlığına da Bozumuş Bahadır'ı atadıktan sonra, yeni güçlerle Musul üzerine yürüyen Çavlı'yı karşılamaya hazırlandı. Savaşta Çavlı üstün geldi. I.Kılıç Arslan da öldürüldü. (1107) Musul'u alan Çavlı, Selçuklu şehzadesi Şahinşah'ı esir ederek İran'a götürdü. Bozumuş Bahadır, I.Kılıç Arslan'ın küçük oğlu Tuğrul Arslan'ı Malatya'ya getirerek Sultan ilan etti.
  Konya ve yöresinin yönetimini de Hasan bey üstlendi. 1110 yılında İran'dan kaçan Şahinşah, Konya'ya gelerek tahta çıkıp Selçukluların yeniden toplanmasını sağladı.
  1115 yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar, Porsuk komutasındaki bir orduyu Anadolu üzerine gönderdi. Artuklu beyi Necmeddin İl Gazi ve Malatya Sultanı Tuğrul Arslan ve Atabek'i Belek Porsuk'u yenerek geri çekilmeye zorladılar.
  Bu arada Anadolu Selçukluları arasında taht kavgaları başlamıştı. Şahinşah'ın kardeşi Mesut, kayınbabası Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin'in yardımıyla 1116 yılında, Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirdi. Bu sırada, Artuklular ile Malatya Selçukluları, Franklara karşı savaşıyorlardı. Bunu fırsat bilen Mengücek beyi İshak (1118-1142) Malatya Sultanı Tuğrul Arslan'a ait Harput havalisine 1118 yılında bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119 yılında Tuğrul Arslan'ın Atabey'i olarak bu bmlgeyi idare eden bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119  yılında Tuğrul Arslan'ınatabey'i olarak bu bölgeyi idare eden Belek, Mengücekli beyliği üzerine yürüyerek Kemah bölgesini ele geçirdi. Trabzon Rum dükası Konstantin Gabras'ın yardımını sağlayan Mengücük beyi İshak geri döndüğünde, Tuğrul Arslan ve Atabeyi Belek, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin ile onlara karşı bir ittifak yaptılar. Gümüşhane'ye bağlı Şiran havalisinde (1120) yapılan savaşta Konstantin Gabras ile Mengücük beyi İshak yenilerek esir düştüler. Emir Gazi Gümüştekin esirleri, Tuğrul Arslan ve Belek'e danışmadan serbest bıraktığından, Danişmendliler ile Selçuklular'ın arası açıldı.
  1122 yılında Artuklu Beyi Necmeddin İl Gazi öldü. Yerine oğlu Hüsameddin Timurtaş geçti ise de ülkenin asıl yönetimi Malatya Sultanı Tuğrul beyin Atabeyi Belek'in elinde idi. Belek'in gücünden çekinen Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan üzerine yürümeyi göze alamıyordu.  Ancak, Belek'in 1124 yılında ölümünden sonra, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin Anadolu Selçuklu sultanı I.Mesud ile Malatya üzerine yürüdü. Yöre bütünüyle işgal edildi ise de Malatya teslim olmadı. Gümüştekin oğlu Muhammed'e kuşatmaya devam etmesini söyleyerek geri döndü. Muhammed, Malatya yakınlarında Samanköy'e yerleşerek kenti altı ayın üzerinde kuşatma altında tuttu. Malatya'ya kıtlık başgöstermesi üzerine, Tuğrul Arslan Haçlılardan yardım istedi. Bu sırada Halep'i almaya çalışan Haçlılar, yardımda geç kaldılar. Tuğrul Arslan annesini de yanına alarak Minşar kalesine çekildi. Malatya'yı, yöreye gelmiş olan Gümüştekin'e teslim etti.(1124)
   Anadolu Selçuklu Sultanı I.Mesud, kardeşi Tuğrul Arslan'ı böylece saf dışı bıraktıktan sonra Malatya'yı Emir Gazi'ye terk etti.
  Ancak, Ankara, Kastamonu yörelerine hakim olan kardeşi Melik Arap, babasına ait olan beldenin Danişmendliler'e verilmesine kızdı ya da bunu bahane ederek topladığı kuvveti ile 1126 yılında I.Mesud'un üzerine yürüdü. Emir Gazi Gümüştekin, o sırada Artuklular'la uğraştığından, Sultan I.Mesud yenildi. Bizans İmparatoru II.Yuannis Komnenos'dan yardım alarak geri dönen I.Mesud kayınbabası Emir Gazi Gümüştekin ile birleşip Melik Arap üzerine yürüyerek onu yendiler. Böylece Anadolu Selçuklu taht kavgaları sona ermiş oldu.
  1134 yılında Danişmend Gazi Gümüştekin öldüğünde, tahta büyük oğlu Melik Muhammed geçti ise de, kardeşleri Ayn Ud Devle ile Yağan onun sultanlığını tanımadılar. Melik Muhammed 1135 yılında Yağan'ı öldürttü, Ayn Ud Devle Malatya'ya kaçtı fakat burada tutunamadı. Melik Muhammed, 1143 yılında öldüğünde, Zunun, Yunus ve İbrahim adlarındaki oğulları arasında taht kavgaları çıktı. Bu kavgalara Belik Muhammed'in kardeşleri Yağıbasan ile Ayn Ud Devle de karıştılar. Daha önce Malatya'dan ayrılmak zorunda kalan oğlu Ayn Ud Devle, Minsar kalesi beyi Yunus ile birleşerek geri döndü. Kent halkı kendisini hükümdar olarak tanıdı. I.Mesud ise Zunnun'u destekliyordu. Sultan I.Mesud, Yağıbasan'ı yendikten sonra 1143'te Malatya'yı kuşattı. Kuşatma, Bizanslıların saldırıya geçmesi üzerine kaldırıldı. 1144 yılında, şehri ikinci defa kuşatan I.Mesud, Bizans imparatoru I.Manuel Komnenos'un saldırması üzerine kenti yine alamadı.
  Ayn Ud Devle 1152 yılında ölünce çocuk yaştaki oğlu Zulkarneyn geçti. Sivas'ta hüküm süren Yağıbasan, Zulkarneyn ile I.Mesud'a karşı ittifak yaptılar. Selçukluların Sivas'a yürümesi üzerine, bağışlanması için ricada bulundu. Yağıbasan'ı böylece saf dışı bırakan I.Mesud, Malatya üzerine yürüdü, direnemeyeceğini anlayan Zulkarneyn, Selçuklu egemenliğini tanıdı.
  1155 yılında I.Mesud ölünce, yerine oğlu II.Kılıç Arslan geçti. Sivas Emiri Yağıbasan, Kayseri Emiri Zunnun ile Malatya Emiri Zulkarneyn, onun sultanlığını tanımadılar. Selçuklu tahtını, Ankara-Çankırı emiri Şahinşah'ı geçirmek için ayaklanan ittifak güçlerine yenilen II.Kılıç Arslan, yardım almak umuduyla Bizanslılara sığındı (1162) Bizanslılardan aldığı yardımla geri dönen II.Kılıç Arslan Artuklu Kara Aslan, Mardin Emiri Necmeddin Alp'i, Dilmaçoğlu beyi Fahrettin Devlet Şah da ona katıldılar. II.Kılıç Arslan batıdan öbürleri doğudan saldırıya geçince, Yağıbasan kaçmak zorunda kaldı. (1163) II.Kılıç Arslan, bundan sonra Malatya'yı ele geçirmeye çalıştı. Malatya Emiri Zulkarneyn 1162'de ölmüş, yerine oğlu Melik Nesrettin Muhammed geçmişti. Ancak kardeşi Feridun onu tahttan indirdi. Nasrettin Muhammed de II.Kılıç Arslan'a sığındı.
  Anadolu Selçukluları bu karışık ortamdan yararlanarak 1171 yılında Malatya'yı kuşattılar. Fazla direnemeyeceğini anlayan Feridun kentten ayrılarak, II.Kılıç Arslan'ın rakibi Atabey Nureddin Mahmut'un yanına sığındı.Nurettin Mahmud, Anadolu Selçuklularına karşı Savaşa hazırlandığından, 2.Kılıç Arslan kuşatmadan vazgeçti. Malatya yöresinden 12.000 kişiyi sürgün ederek Kayseri'ye döndü. Nurettin Mahmud 1174 yılında ölünce, Anadolu Selçuklularının yanında bulunan Melik Nesrettin Muhammed gizlice Malatya'ya girdi. Kardeşi Feridun'u öldürdükten sonra kente hakim oldu. (15 Şubat 1175) Öteden beri Malatya'yı almak isteyen Anadolu Selçuklularının eline geçti.
 II.Kılıç Arslan (1186) yılında ülkesini, yaşlandığı için sağlığında 11 oğlu arasında paylaştırdı. Malatya, Muizeddin Kayserşah'ın payına düştü. Kısa bir süre sonra kardeşler arasında taht kavgaları başladı.Sivas Emiri Kutbettin Melikşah,Konya'yı ele geçirip kendisini veliaht ilan ettirdi ve öbür kardeşlerini saf dışı bırakmaya çalıştı. Baskıdan bıkan Malatya Emiri Nurettin Sultanşah'ı safdışı etmeye karar vermiş, II.Kılıç Arslan'ı da kendisine katılmaya zorlamıştı. Kayseri'nin kuşatılması sırasında, Kutbettin Melikşah'ın baskılarından bıkan II.Kılıç Arslan Nureddin Sultan Şah'ın yanına kaçtı. II.Kılıç Arslan, Nureddin Sultan Şah'ın saltanat hırsı ile yaptığı baskılar yüzünden, Uluborlu Emiri Gıyaseddin Keyhüsrev'in yanına gitti. Onu kendisine veliaht yaparak Konya'yı ele geçirdi. II.Kılıç Arslan, 1192 yılında öldüğünde yerine I.Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Ancak, 1196 yılında Konya'yı alan Tokat emiri Süleyman Şah, Anadolu Tahtına çıktı. I.Gıyaseddin Keyhüsrev'de Bizanslılar'dan yardım almak için İstanbul'a gitti. II.Süleyman Şah, ülkede birliği sağlamaya çalıştı. 1200 yılında Malatya'yı ele geçirdi. Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, Eyyubilere sığınmak zorunda kaldı.
  1205 yılında, II.Süleymanşah öldüğünde yerine çocuk yaştaki oğlu III.İzettin Kılıç Arslan geçti. 1196 yılında tahtı II.Süleymanşah'a kaptıran I.Gıyaseddin Keyhüsrev geri dönerek Konya'yı geri aldı ve sultanlığını ilan etti. Oğullarından Keyferudun'u Koyunhisar'a emir olarak atadı.
  Gıyaseddin'in 1211 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu Malatya emiri İzzettin Keykavus geçti. Kardeşi Alaaddin Keykubat onun Sultanlığını tanımayarak ayaklandı, sonuçta yenildi. Malatya civarında bulunan Masara (Minşar) ve bilaharede Kezipert Kalesine hapsedildi. I. İzzettin Keykavus'un 1220 yılında ölümünden sonra yerine I.Allaadin Keykubat geçirildi. Keykubat'ın en önemli eserlerinden biri de 1224 yılında yapılan ve Anadolu Büyük Selçuklu Mimari geleneğini temsil eden tek eser Malatya ulu camii (Eski Malatya-Battalgazi)'dir.
  Keykubat, Fırat boylarında 1226 yılında yeni fetihlere girişti. Adıyaman, Kahta ve Çemişgezek kaleleri Sultana tabi olmuştur. Kış yaklaştığında, Mlaatya'dan ayrılarak Antalya'ya hareket etmiştir. Alaaddin Keykubat yerine İzzettin Kılıç Arslan'ın geçmesini istiyordu. Ancak, 1237 yılında öldüğünde dönemin veziri Sadettin Köpek, hile ile II.Gıyaseddin Keyhüsrev'i başa geçirdi.
  Anadolu Selçukluları'nın hizmetinde bulunan Harzemşah'lı beyler, bu durumu kabullenmediler. II.Gıyaseddin, Harzem Beylerinin ve askerlerinin başında bulunan Kayırhan'ı hapsettirdi. Kayırhan'ın hapiste ölümü üzerine Harzemşahlılar, batı ve orta Anadolu'yu terk ederek, Malatya'ya doğru hareket ettiler. Masara veya Arapgir yolundan Fırat nehrini geçtiler, yol üzerinde bulunan bütün vilayetleri yağma ettiler.
  Bu durumda telaşa düşen II.Gıyaseddin Keyhüsrev, Kemalettin Kamyar'ı merkez ordusunun komutanlığına tayin edip, Harzemleri geri döndürmek mksadıyla gönderdi. Kemalettin Kamyar Malatya'ya geldiğinde dönemin Subaşısı olan Seyf Üd Devle Er Tokoş'u onları takiben Harput'a yolladı. O da Harput Subaşısı Seyfettin Bayram ile birlikte Harzemliler'inde anlaşmaya yanaşmamaları sonucu savaş başladı. Onlar Seydettin Bayram'ı bazı askerleri öldürdüler, Seyf Üd Devle Er Tokul'u da esir ettiler. Yöre büyük zararlar gördü.Moğol istilasının yaklaştığı sırada Harzemşahları kaybetmek, devletin direnme gücünü büyük ölçüde azalttı. 1240 yılında Baba İshak'ın emri üzerine Türkmenler, sığır, koyun ve diğer mallarını satıp silah satın aldılar; cihad ilanı Türk kabile ve obaları arasında yayılınca, Türkmenler her köşeden karıncalar gibi isyana başladılar, kısa sürede bu isyan büyüyüp genişledi.
  Malatya Subaşı Muzafferreddin Alişir, ayaklanmayı bastırmaya çalıştıysa da büyük kayıplar vererek bozguna uğradı. Malatya'ya dönen Muzaffereddin Alişir, yeniden asker toplayarak ayaklanmayı güçlükle önleyebildi.
    Selçukluların durumunu gören Moğollar, Kararsızlıklarından sıyrılıp, Anadolu'ya saldırıya geçtiler. 1943 yılındaki Kösedağ Savaşında Selçuklular yenilgiye uğrayınca, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Tokat'a kaçtı. Kösedağ bozgunu üzerine, Malatya subaşı Reşiddin, yanına adamlarını ve değerli eşyalarını alarak Malatya'yı terk etti. Yöneticisiz kalan Malatya'da  Müslüman ve Hristiyan halk, anlaşıp kent surlarına ve kapılarına muhafızlar görevlendirerek Malatya'yı dış saldırılardan korudular. Ancak, Moğol istilası ürünlerin toplanmasına engel olmakta idi. Moğollarla anlaşma yapıldı ve kentin subaşı Reşiddin geri döndü. Bu sırada Yasavur Noyan komutasındaki bir Moğol ordusu, Halep'ten sonra Malatya önlerine geldi. Moğollar surların dışında kalan halkı öldürüp, ürünleri yaktılar. Subaşı Reşiddin, kent halkından 40.000 altın toplayarak Moğollar'a verdi ve onların Azerbaycan'a dönmelerini sağladı. Moğolların ayaklanmasından sonra Malatya'da kıtlıkla birlikte veba salgını baş gösterdi.
  1256 yılında Baycu Noyan, Anadolu seferine çıktı. II. İzzettin Keykavus'un Bizanslılara sığınması üzerine, 4.Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu taktına rakipsiz kaldı. 1257 yılında Baycu Noyan'ın Azerbaycan'a gitmesinden sonra geri dönen II.İzzettin Keykavus tahtı ele geçirdi. II.İzzettin Keykavus, Şerafettin Ahmed'i Malatya'ya gönderdi. Moğollara yenilmesi üzerine yerine, cüssesi küçük zekâsı ve cesareti yüksek Ali Bahadır'ı Malatya'ya gönderdi. Büyük bir kıtlık geçiren ve buğdayın bir yükü 120 dirheme satılan Malatya'da halk Ali Bahadır'ı iyi karşılayarak, Sultan İzzettin'in hakimiyetini kabul ettiler. Onun otoritesi ile yollar açıldı ve kıtlığa son verildi. Ancak, Baycu Noyan, Malatya üzerine yürüyünce, Ali Bahadır Hakta'ya kaçtı. Baycu Malatyalılara Kılıç Arslan'ın saltanatını tanımaları için yemin ettirdi ve şehrin altınlarını toplayarak, Bağdat muharasına giderken, Kılıç Arslan'ın emirlerinden Fahrettin Ayaz'ı Malatya valiliğine tayin etti. Baycu, 1258 yılında Anadolu'dan ayrılınca, Moğol istilasından da korktuğu için kentin kapılarını kapalı tuttular. Ancak, baş gösteren açlık yüzünden kaçmak zorunda kaldılar.
  Ali Bahadır, Kılıç Arslan yanlısı Fahrettin Ayaz ile iğdiş başı Muin'in öldüttü. Ali Bahadır Moğollar'ın ilerlediğini öğrenince Malatya'yı terk edip, Sultan İzzettin'in yanına döndü.
  Ülke karışlıklar içinde bunalmıştı. Moğol baskısı giderek artıyor, Anadolu'daki Türkmen boyları da fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. İlhanlı hanı, Olcayto, Anadolu üzerindeki İlhanlı egemenliğinin çökmekte olduğunu görünce 1314 yılında Emir Çoban'ı Baib tayin eylemişti. Olcayto için Haraç toplayan Mardu ve Cemaleddin, Malatya halkına sürekli baskı uyguladılar. Tecavüze uğrayan Malatyalılar bu mülkün 170 yıldan beri kendilerine ait olduğuna, Selçuklu sultanlarının verdiği beratların ellerinde bulunduğunu söyleyerek acı acı yakınıyorlardır.
  Halep Memlük Emiri Seyfettin Tengiz, ordu ile Malatya'ya varınca Cemalettin Hızır, kentin ileri geleneri ile birlikte onu karşıladı ve bağışlanmaları dileğinde bulundular. Seyfettin Tengiz tarafından affedilen Malatya halkı askerlerin şehri yağmalamalarına müsaade etmemek için kapıya bırakılan muhafızları dinlemeyerek şehre girdiler.
  Selçuklular devrinde Malatya, sanayi ve ticareti ileri, zengin bir şehirdi. Burada kumaş dokuyan tezgâh miktarı 12.000 ile 19.000 arasındaydı. İşte Memlük askerleri bu zengin şehri yağmalamaya başladılar. Müslüman-Hristiyan farkı gözetmeksizin kıymetli eşyalarını alarak esir ettiler. Bununla beraber dönüşte Müslüman esirlere serbest bıraktılar. Memlükler kentten ayrıldıktan sonra Emir Çoban, Malatya'ya gelip düzeni sağladı. Yakılıp yıkılan yapıların onarılmasını emretti. Malatya'nın müdaafası için de 2000 süvari bıraktıktan sonra, 1315'te Tebriz'e döndü. 1318 tarihinde sonra da Anadolu Selçuklu Devleti tarihe karıştı.
                        Beylikler Dönemi
  1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş'ı Anadolu valiliğine atadı. 1327'te Emir Çoban'ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Beyi bırakarak Memlüklere sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklerin egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığını ilan etti.
  Bı sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış Oğuzların Bozok kolondan olan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlüklere bağlı olarak Dulkadir Beyliğini kurdular. Zeynettin Karaca Bey 1340 yılında Memlüklü Sultanı Melik Nasreddin Muhammed tararından, Türkmen beyliğine ve elbistan valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklere isyan eden Zeyneddin, Melik Zahir ünvanını alarak bağımsızlığını ilan ilan etti. Memlüklerin üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna Beyi Mehmet beye sığındı, Mehmet Bey'de onu Memlüklere teslim etti. Karaca Bey'in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil Bey kısa sürede Malatya, Maraş ve Harput'u ele geçirdi. Dulkadiroğullarının güçlenmesinden kaygı duyan Memlük sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibeyi geçirdi.
  Kadı Burhaneddin'in 1389 yılında Akkoyunlu Karayülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden sonra Yıldırım Beyazıd, Malatya ve Elbistan'ı ele geçirmeyi planladı. Memlük Sultanı Berkuk'un ölümü ile yerine geçen Ferec'in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıd'a aradığı fırsatı verdi. Memlüklerden Malatya'nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıd, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya'yı ele geçirdi. Darende de bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasreddin Mehmet bey geçiriildi.
  Bu sırada Anadolu'da Timur istilası başlamıştı. Timur'a karşı bazı düşmanca tavırlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklere bağlılığını gösterdi. Ancak, 1401 yılında Timur'un Malatya'yı yakıp yıkması üzerine Timur'un egemenliğini kabul etti. Memlüklerle anlaşarak Timur'a karşı birlikte hareket etmek istedilerse de Malatya'yı ele geçiren Osmanlılar'a kızgın olan Memlükler teklifi kabul etmediler. 1402 Ankara savaşında Osmanlılar'ın yenilmesi üzerine Anadolu'da beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadirlioğulları beyliği yüzünden Memlüklere Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşa'nın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklere yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Ala Üd-Devle Osmanlılara karşı düşmanca bir tutum içerisine girdi. Çaldıran savaşından sonra (1515) Yavuz Sultan Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşa'yı Dulkadir Beyliği üzerine gönderdi. Dulkadir Beyi Ala Üd-Devle, Turna Dağı savaşında yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü.  Beyliğin başına Şahsuvar Bey'in oğlu Ali bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar oğlu Ali bey'in 1521 yılında ölümünden sonra Dulkadiroğullarının toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına katıldı.
                        Osmanlılar Dönemi
  Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı hakimiyetinde huzur içinde yaşadı. 1577 yılında Suriye'de Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000'i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran'la yapılan savaşlar Anadolu'da karışıklıkları daha da artırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kizir oğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun ölümünden sonra adamları, Malatya'dan Niğde'ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürdüler.
  1596 yılında Kiziroğlu Mustafa'nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya'da idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı'nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar verdi.
  Sivas Beylerbeyi Alacatlı Ahmet Paşa, halka zulümkar davrandı. Emri altındaki askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi'nin İstanbul'a gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir Sancağının Alacatlı Ahmet Paşa tarafından kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askeri ile Arapgir'e gelmişti. Kasaba halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler, halktan 200 kişiyi öldürmüşlerdir. Bu sırada yine alacaatlı Ahmet Paşa'nın adamlarından Kayserili Bali Ağa, müfettişlik taslayarak Arapgir'e geldi, Malatya'lı Zeynel Beyle birleşerek kasabayı haraca bağladı. Arapgir'de 40 gün kalan asiler 300'den fazla evi yıkıp, yakacak olarak kullandılar. Zeynel Bey'in ayrılmasından sonra, Arapgir bu defa da Gerger'de oturan Başıbüyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırına uğradı. Başıbüyük oğlu Hamza bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100 kişiyi öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı. Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza bey, heryeri yağmalayarak yöre köylerinden topladığı 40.000 hayvanı Gerger'e gönderdi. Dağlara kaçan halkın bir bölümünü de yakalatarak soydu.
  Bu dönemden sonra Malatya'da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı'ya bağlı olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur.
  XIX.yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık 4/3'ünü bağlarda geçiren halk, bu törelerde yerleşme eğilimdeydi. Kent de sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya'dan geçen J.Brand, kentin sürekli eşkıya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar gördüğünü belirtmektedir. 1839 yılına, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargahını Harput Mezra'dan Malatya'ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi) tamamen terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya'da geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip savaşı için Eski Malatya'dan ayrıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi. Malatya'dan geçen ingiliz gezgin, W.F.Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya'nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir.
   Yeni Malatya'nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşturmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XIX. Yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur.
  1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi'nin Kavanın-i Al-i Osman risaletsine göre, 1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmaktaydı. Bu durum uzun süre değişmemiştir.  Başbakanlık arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 nolu deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Dakka (Suriye şehri) eyaleti bağlıydı.Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı: Kahta, Taşabad, Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat, Dostibirke, bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bir sancaktı. Darende ise Sivas eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi.
  Malatya'da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır. 1530 yılında kent nüfusu 7300 kadardı. 1560 yılında ise 8700'ü bulmuştur. XVI.yüzyıl ortalarında Malatya'da 32 mahalle vardı.
  Malatya yöresi, Osmanlılar'ın klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva (Sancak) idi.
1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva'sı, Maraş Merkez Liva, Samsat v Gerger liva'larıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer almakta idi.
  1847 yılındaki idari bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine bağladığı görülmektedir. Malatya'nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni'dir.
  1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile, Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve kaza'ya dönüşüyordu. Bu dönemde, Malatya kazası, Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül aziz Sancağına bağlı kazası idi.
  1877 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya'nın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak olduğunu kaybetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları sırasıyla; Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Hakta idi. Arapgir kazası ise Mamuret-ül Aziz'e bağlı idi.
  1892 yılındaki Devlet Salnamesi Malatya sancağının Diyarbakır vilayetinden alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtilmektedir. Bu dönemde Malatya Sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarını muhafaza etmekte idi. Cuinet, Malatya sancağının 1891 yılında 5 kazası, 8 nahiyesi ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır.
  1918 yılında Malatya Sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya'da bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağına bağlıydı. Osmanlı döneminin sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya, bu durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.
  1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası'nın 133.244 nüfusu vardı.Cuinet, 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu belirtmektedir.
  Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89.Maddesi) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya Ali Galip olarak bilinen ve Mustafa Kemal'in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondros Mütarekesi döneminde, Karargahı Diyarbakır olan 13. Kolordu'nun denetimi altında idi. Kolordoya bağlı 12. Sivari ve Topçu alayının karargahları buradaydı. Yöre halkının siyasi eğilimlerini  aşiret ilişkileri belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul'da olan Kürt Teali Cemiyeti'nin Elazığ şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de yoğun bir çalışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil  Rahmi bey ve ingilizler'in Musul'daki siyaset temsilcisi Nowill'in yardım ve gayretleri ile bir ayaklanma için yoğun çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve Dahiliye nizaretlerine bildiren birlik komutanları gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek ve kendileri üzerlerine düşen görevleri yaparak tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.
  Cumhuriyet döneminde il durumuna gelen Malatya'nın  Belediyesi'de o yıllarda kuruldu. O zamandan beri her geçen gün biraz daha gelişerek bugünkü durumuna gelen Malatya, Doğu-Batı arasındaki geçiş köprüsü konumuyla bölgede bir sanayi ve ticaret merkezi durumuna geldi.
   MALATYA İLİNİN TARİHİ YAPITLARI
  Malatya ilinde yer alan eski tarihi yapıt, Aslantepe-Höyüğünde çıkarılan Eti Sarayı kalıntılarıdır.
  Asur kralı II.nin aynı yerde bulunan sarayı da çok önemlidir. Yine Aslantepe'nin 3 km batısında Roma İmparatoru Konstanz tarafından başlanılan ve Jüstinianus zamanında bitirilen  (532) surlardan bugün pek az kalıntı kalmıştır. Surların 850 m uzunluğundaki kesiminde 24 burç, 4 kapı ve yine 800 metrelik batı kesiminde 23 burç 1 kapı, 500 metrelik kuzey kesiminde ise 23 burç 1 kapı vardır. Ayakta kalan kalıntılardan surların 20 m yükseklikte oldukları anlaşılmaktadır.
  Selçuklu Türkleri çağında mimar Hüsrev tarafından yapılan Ulucami, Malatya ilindeki tarihi anıtların en önemlilerinden biridir.
  Adile Hatun camii 1375'te, Memlûkoğulları Türk beyliği çağından kalan sayısı pek az anıtlardandır. Yenicami ileSöğütlü cami ve Hekimhan ilçesindeki kervansaray (1228) Selçuklu Türklerinden kalma anıtların en önemlileridir.
  Osmanlı Türkleri çağında Silâhtar Mustafa Paşa tarafından yaptırılan kervansaray, Fethiye köyündeki Abdürrezzak camii de anılmaya değer anıtlardır.