ZONGULDAK
 

Zonguldak adı konusunda yeterli araştırma yapılmadığından yörenin tarihine ilişkin fazla bilgi yoktur. İl topraklarının antik Bithynia ile antik Paphlogonia sınırları içinde kaldığı ve antik Galiia (Galatya) ile komşu olduğu bir gerçektir.

Zonguldak yurdumuzun yeni illerinden biridir. 1829 yılında kömürün bulunuşu ve 1848 yılından sonrada işletilmeye başlamasıyla Zonguldak ve yöresi yerleşme yeri haline gelmiştir.

Birçok ilde, daha doğrusu her ilde olduğu gibi, Zonguldak adının nereden geldiği hakkında çeşitli rivayet ve görüşler vardır.

a- Bunlardan birine göre, Zonguldak, Sandra Çayı (Zonguldak Çayı) yöresindeki Sandraka yerleşim biriminin adıdır.

b- Maden kömürünün keşfinden evvel bütün vilayet merkezinin işgal ettiği saha, etekleri geniş sazlıklar ve bataklıklarla çevrilmiş küçük dağlardan, sık çalılık ve fundalıklardan müteşekkil ormanlardan ibaret imiş. Sazlıklar ve bataklıklar tabii olarak birer sıtma menbağı olduğundan Zonguldak'ta henüz bir tek mesken yok iken bu havalide mevcut olan bugünkü civar köyler halkı, bugün vilayet merkezinin bulunduğu sahaya sıtmadan kinaye olarak "titreten yer" manasına gelen "Zonguldayık" ismini vermişlerdir. Bugün köylü arasında "Zonguldamak" tabiri elyevm Zonklamak ve titremek manasına kullanıldığı gibi Zonguldak'a da pek eski resmi vesikalarda görüldüğü veçhile "Zonguldayık" ismi verilir.

c- Bugünkü Zonguldak'ın sahilleri maden kömürünün işletilmesinden evvel bataklık ve sazlıklarla dolu olduğundan Bartın ve Amasra'ya sefer yapan gemiciler bu kıyılardan geçerlerken sazlık veya kamışlık manasına da gelen "Zungalık" ismini verirlermiş. Hatta sis yüzünden farkında olmadan bugün Ereğli şirketinin lavvarlannm bulunduğu sahanın önüne demirlemek mecburiyetinde kalan bir kereste gemisinin kaptanı sis sıyrıldığı zaman arkadaşlarına: Burası "Zungahkmış", diyerek gemiciler arasında bu isimle maruf olan sahile düştüklerini anlatmak istemiştir. İşte bu suretle evvela gemicilerin verdikleri bu isim şehrin tesisi ile beraber halkın ağzında da taammüm etmiş. Sazlık manasına gelen "Zungalık" şehrimize alem olmuştur. "Zungalık ismi zamanla hakiki şeklini değiştirerek bugün kullandığımız "Zonguldak"a dönüşmüştür. Bu ikinci rivayet havzanın en eski İslâm madencilerinden olan, madenci Süleyman Sırrı Bey'in babası Ahmet Ali Ağa'ya izafeten nakledildiği için şehrin yeniden kuruluşunda havzada bulunmuş ve bilfiil maden ocaklarında çalışmış olan bir zatın bu rivayetini, şehrin isminin menşei hakkında en sağlam bir kaynak kabul etmek zaruridir.

Yukarıdaki rivayetlerin dışında Zonguldak adının kaynağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Kent adını, Göldağı'nın nirengi noktası alınması sonucu, Göldağı kesimi yada bölgesi anlamına gelen "Zone Ghvel Dagh"ın Türkçe okunuşundan almıştır. Ancak, Necdet Sakaoğlu "Amasra'nın 3000 Yılı" kitabında Zonguldak isminin kaynağı hakkında aşağıdaki gibi yazmaktadır;

"Daha çok şimdiki Zonguldak 'in bulunduğu yerde ocaklar açan Fransız girişimciler Acılık, Üzülmez, Çaydamar yörelerinin çok engebeli ve sık ormanlık oluşu sebebiyle buralara Jungîe (Cangıl) adım vermişler, buna yerli halkın orman anlamında kullandıkları Dav- dağ kelimesi de eklenince zamanla Zonguldak biçimini alacak olan Sungle-Dağ ismi doğmuştur".

Fransız gezgin Ojeni'nin 1830'lu yıllara ait olduğu tahmin edilen tarihi haritasında, Zenkilmendaik (Zönküİmöndek), Ereğli kazasına bağlı bir yerleşim birimini olarak görülmektedir.

Genel Tarih

Zengin bir tarihi geçmişi olan, göz alabildiğince yeşili, bin yıllık mağaraları, doğal ve tarihi güzellikleriyle Zonguldak; görülmeye değer bir ildir. 80 km’lik kıyı şeridi boyunca çok sayıda doğal plaj ve kumsal bulunmaktadır. Doğu yönünden itibaren Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk, Karadeniz Ereğli, Mevreke, Alaplı ve Kocaman mevkiler yaz boyunca yöre halkının akın ettiği kumsallardır.

Zonguldak ilinde yapılan araştırmalara göre ilin tarihi M.Ö. 1. bin başlarından başlamaktadır. İlkçağ'da Sandrake adıyla bilinen köye benzer yerleşme, ilin ilk yerleşim alanı olup, adını Sandra Çayı'ndan (Üzülmez/Zonguldak Deresi) almıştır. İl ve çevresinin tarihi Phryglerin M.Ö. 1200’lerde bölgeye hâkim olmasıyla başlar. M.Ö. 6. yüzyıldan 2. yüzyıla kadar Phryg egemenliğinde kalan bölgeye daha sonra sırasıyla Kimmerler, Lydialılar, Assurlar ve Medler hâkim olur. M.Ö. 6.yüzyıl ortalarında Megonalılar ve Boiotialılar burada güçlü bir Yunan kolonisi kurmuşlar ve yöre bu dönemde Ereğli Harekleia Pontika adını almıştır. Anadolu'yu eline geçiren Persler, Zonguldak ve çevresini Kappadokia Satraplığı'na bağlar. M.Ö. 334’e kadar süren Pers hâkimiyeti, yerini Makedonialılara bırakır.

M.Ö. 2. yüzyılda Bithynia Krallığı egemenliğine giren kent, M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. M.S. 4. yüzyılda Bizans İmparatorluğu'na bağlanan daha sonra da Ceneviz ve Osmanlı egemenliğine giren kentin zengin taşkömürü yatakları vardır.

Yöredeki kültürel yapının oluşmasında yöre halkı yanında Megaralılar, Thraklar, Hellenler, Persler, Cenevizliler, Romalılar, Bizanslılar etkili olmuşlardır. Yöre, antik Paphlogonia bölgesi içinde kalan Terion-Filyos/Hisarönü gibi, çağının en önemli yerleşim birimlerinden biridir. Ayrıca mitolojide Altın Post serüveninde Argonaut gemicilerini konuk eden Karadeniz Ereğli, Hades, Kerbenis, Herakles, Herakleides, Krispus gibi Antikçağ ünlülerinin de izlerini taşır.

Yunan mitolojisinin en ünlü kahramanı olan yarı tanrı Herakles güç ve kahramanlığın timsalidir. Herakles’e on iki görev verilir. On iki görevden biride Karadeniz Ereğli’de bulunan Cehennemağzı Mağarası'ndaki Cehennem Bekçisi Köpeği, Kerberus’u etkisiz hale getirmektir.Yine mitolojiye göre Altın Post’u arayan Argonautlar, Heraklia Pontica’ya da uğramışlardır.M.Ö.390’da Herakleia, Pontica’da doğan filozof Pontikos Herakleides “dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğü” düşüncesini ortaya atan ilk düşünür ve astronomdur. Ayrıca pantomim sanatının ünlü ustası. Mısırlı Krispos bir dönem Herakleia Pontika’da yaşamıştır.

Frigler Dönemi

MÖ 1200 yılında ağırlığım Frig oymaklarının oluşturduğu Ege göç kavimleri, Trakya üzerinden İç Anadolu'ya yayıldılar. Bu kavimlerden bitin, Mariandin ve migdanlar Zonguldak yöresine yerleşerek bölgenin bilinen ilk halkını oluşturdular. Gerek Frigler, gerekse öbür oymaklar, birkaç yüzyıl boyunca siyasal bir örgüt yapısı oluşturamadılar. Bununla beraber Zonguldak'in güneyine düşen yörelerde maden işletmeciliği ve el sanatlarında önemli bir gelişme elde ettiler. Daha sonraları Kafkaslardan kalkıp, Anadolu'ya giren Kİmmer beyleri Frigya'ya ardı ardına seferler düzenleyerek, Frig Kralı'nı MÖ 676'da ortadan kaldırdılar. Kimmerler daha sonraları Lidyahİar, Asurİularla yaptıkları savaşlar sonucunda zayıf düştüler. İran'dan gelen Med devleti ile yaptıkları savaşlar sonucu tutunamayarak Anadolu'yu terk ettiler.

Kolonileştirme Dönemi

Kimmerlerin yöreyi terk etmesinden sonra Lidya Devleti kuzeye doğru genişleyerek, M.Ö. VI.yüzyılda Zonguldak yörelerinde bölgesel bir üstünlük sağladı. Yine aynı yıllarda, Batı Anadolu kıyılarında yaşayan Megaralilar ve Boitayalılar Zonguldak yörelerine geldiler. Karadeniz kıyılarından getirdikleri malları boşaltabilecekleri küçük ticari iskeleler kurmaya yöneldiler. Bunlar arasında Filyos, Amasra, Ereğli gibi koloniler vardı. Persler, Zonguldak'taki Lidya egemenliğine MÖ 546'da son verdiler.

Persler Dönemi

213 yıl boyunca Persler Anadolu'nun tümüne egemen olmalarına rağmen koloni kentlerin yönetimine fazla karışmadılar. Ancak bu kentlerin yönetimine "Tiran" adı verilen kendi yandaşlarını getirmeye çalıştılar. Ancak MÖ 334'te Anadolu'ya geçen Makedonya Kralı İskender, Bronikos (Biga) çayı yakınlarında Pers ordusunu yenince, Pers üstünlüğü de bu yörede sona erdi.

İskender ve Bitinya Krallığı

İskender, bölgeyi Makedonyalı subayların yönetimine bıraktı. İskender'in subaylarından Kalas, yörede bir baskı oluşturmaya çalıştı. Fakat Bitinyah önder Bas'un direnişi karşısında yenildi. M.Ö. 326'da Romalılar, M.Ö. 85'de Bitinya 'ya girerek İzmit'i yağmaladılar. Bitinya Kralı, Roma hegemonyasını tanımak zorunda kaldı. M.Ö. 70 yılında ise Romalılar, Ereğli'den Samsun'a kadar Karadeniz kıyılarını ele geçirdi. Dolayısıyla Zonguldak bölgesi, Roma'nın Ön Asya vilayeti oldu.

Romalılar Dönemi

İ.Ö. 7O'te Romalılar Herakleia ve çevresini ele geçirdiler. Herakleia yağmalandı. Kentin agorasmdaki altın Herakles heykeli Roma'ya götürüldü.

Roma Döneminde yazan coğrafyacı Strabon Herakleia'dam iyi limanlan olan bir kent olarak söz eder. bir yanmada kıstağındaki Amastris'in iki yanında limanlar vardır. En iyi şimşir ağacı türü en çok Amastris toprağında, özellikle Kytaron dolaylarında yetişir. Romalılar kıyı kentlerini birer liman ve savunma noktalan olduklan için onardılar, Herakleia, Teion, Amastris, ikincil yollarla Nikomedia (İzmit) - Amasia (Amasya) anayoluna bağlandı. Bu kentler, kimi kalıntıları günümüze ulaşan tapınak, tiyatro, su kemeri, antrepa, bazilika, çeşme, vb. yapılarla genişletildi.

Hıristiyanlık öncesinde yörede başta Zeus Strategos olmak üzere birçok tanrı ve tanrıçaya tapılmaktaydı. Deniz tanrısı Poseidon da büyük baygı görmekteydi. Amastris'te Poseidon'a adanmış bir tapmak vardı. Herakleia ve Amastris sikkelerinde Poseidon betimleri görülür. Amastris'te Mısır Tanrıları Pis, Seragis, Apis'in tapınakları ve sunakları vardı. Ayrıca, Amastris'te Mısır kökenli kutsal lotus fidanı bulunuyordu.

Hıristiyan söylencesine göre, Karadeniz kıyılarında Hıristiyanlığı Havari Anderas yaymıştır. Hıristiyanların baskı altında tutulduğu dönemde Herakleia'da Ayazma Deresi Vadisi'ndeki mağaralar kilise olarak kullanılmıştır. Kâhinler Mağarası adıyla bilinen en büyük mağarada Hıristiyanlıkla İlgili frenk izleri, gömütler bulunmaktadır. Söylenceye göre, Amastris'teki lafusu balta ile parçaladığı için putperestlerce öldürülen Hyakinthas, sonraları kentin yerel azizi sayılmıştır.

Bizans Dönemi

395'te ikiye ayrılan Roma'nın doğu kısmında kalan bölge (Bizans), Vü.yüzyılda Opsikian Theması sınırları içinde yer aldı. Bizans Döneminde Herakleia, Teian, Amastris, İmparatorluğun doğudaki merkezi Trapezus yolu üstünde önemli uğraklardı. Başlangıçta birer metropolitlik olan Herakleia ve Amastris, İmparator Justinianas döneminde piskoposluk düzeyine indirildi. Bu kentler, bir iç deniz olan Karadeniz kıyısında bulunmaları ve art bölgelerinin sınırlılığı yüzünden eski görkemlerini günden güne yitirdiler.

VlII.yüzyil sonlarında Müslüman Arapların bir akını çevreyi sarstı. DC.yüzyıl ortalarında Rus korsanlar kıyı kentlerini yağmalamaya başladılar. Bu akınlardan birinde Amastris tümüyle yakılıp yıkıldı. Bu yıkımdan sonra surların dışındaki asıl kent terk edildi.

Türklerin Anadolu'da yayılmaya başladığı dönemde, Zonguldak çevresinin eski kentleri küçük birer kasaba-kale görünümündeydi. XÜI.yüzyıl sonlarında Cenevizliler Herakleia ve Amastris'e yerleşerek ticaret merkezleri kurdular, bir süre sonra da bu kentlerin yönetimini ele geçirdiler. Timur'a giderken Amastris'e uğrayan İspanyol elçisi Clavija, kale dışındaki asıl kentin bir yıkıntıhk olduğunu yazmaktadır. Bu, Cenevizlilerin yalnızca limandan yararlandıklarını göstermektedir. Kalede, Cenevizlilerin onarımlarım belirten Ceneviz devletinin yada tanınmış ailelerin armaları, kazınmış taşlar bulunmaktadır.

Anadolu Selçuklu Dönemi

XI.yüzyıl sonunda Anadolu'nun geleceğine Türkler hakim olmaya başlarken, Zonguldak havalisindeki eski şehirler küçük birer kale-kasaba görünümünde bulunuyorlardı. Bu yıllarda Bizans idaresinin zayıflaması bu bölgede güvenlikten eser bırakmamıştır. Bizans'ın resmi memurları olan Dukkas'lar, halkı haraca bağladıkları ve limanlara uğrayan yelkenlileri soydukları için iskeleler deniz ticaretindeki önemlerini yitirmiş durumdaydılar. Kıyı içi bölge ticaretinde karakol görevi yapan kale ve şatolar, çetelerin ellerine geçmiştir.

Bu kargaşa yıllarında Zonguldak havalisinde gözüken ilk Türk Komutanı Emir Karatekin oldu. Bu cesur Türk komutanı, 1084'te Ulus, Bartın, Devrek topraklarını ele geçirdi. Daha sonra kıyıya yönelen Emir Karatekin Zonguldak yöresini bütünüyle zaptetti. 1085'te de Sinop'u aldı. Ancak, yörenin Türklerin elinde kalması uzun sürmedi. Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki çekişme sebebiyle 1086'da tekrar Zonguldak ve havalisi Bizanslıların eline geçti.

1092 sonlarında I.Kılıç Arslan'ın başa,geçmesiyle toparlanan Anadolu Selçuklularım, Haçlı Seferleri ve 1107'de I.KıhçarsIan'ın ölümüyle çıkan taht kavgaları güçsüz bırakmıştır. Dolayısıyla Anadolu Selçukluları Zonguldak yöresinden uzak kalmışlardır. Onların bu durumundan faydalanan Danişmendliler, Karadeniz kıyılarını zaptederek Ereğli'ye kadar ilerlemelerine rağmen yörenin tümünü elde edememiştir. H.Kılıç Arslan'ın 1155'te tahta geçmesiyle yeniden güçlenen Anadolu Selçukluları, 1176'da Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratıp, 1178'de Danişmendliler devletini ortadan kaldırdılar. Ancak bu başarılarına rağmen Zonguldak ve havalisini ellerine geçiremediler. Zira, II.kılıç Arslan'ın ölümü sonrasında çıkan taht kavgaları Selçukluların Bizans topraklarına seferler yapmalarını engelledi.
 

IV.Haçlı Seferi esnasında Latinler, 1204'te Konstantinapolis'i ele geçirerek bir Latin imparatorluğu kurdular. Bu yüzden Haçlılardan kaçan Bizanslılar, Trabzon-Rum ve İznik-Bizans imparatorluklarım meydana getirdiler. Kısa zaman içinde sınırlarını genişleten Trabzon Rumları, İznik Bizanslılarına yenilince Zonguldak yöresi İznik Bizans İmparatorluğuna bağlandı. 1261'de Latinlerin Avrupa içlerine doğru dönmeleri üzerine, yeniden Konstantinapolis'e dönen Bizanslılar, ülke birliğini sağladılar. Bizanslılarda kendileriyle iyi ilişkiler içerisinde bulunan Ceneviz'e Zonguldak yöresindeki iskelelerden ticari amaçla yararlanma hakkı tanıdı.

XIII.yüzyıl sonlarında, iç kısımların Türkler tarafından, kıyıların ise Cenovalı gemicilerce kontrole alınması üzerine yöre topraklarında Bizans hakimiyeti son buldu. Eflani, Devrek, Bartın, Safranbolu, Ulus ve şimdiki Karabük topraklan, 1335'te bağımsızlığını elde eden Candaroğulları Beyliği'nin sınırları içine girdi.

Osmanlı Dönemi

Padişah I.Murat'ın bölge topraklarını Osmanlı sınırlarına katmak istemesine halk karşı çıkar ve Candaroğulları Beyliği yanında yer alır. Osmanlılarda 1380 yılında Cenevizliler anlaşarak Karadeniz Ereğli'yi satın alır. 1392'de yıldırım Beyazıt, Zonguldak bölgesini Osmanlı topraklarına katar, ama 1402 Ankara Savaşında Timur'a yenilince alınan topraklar tekrar Candaroğulları Beyliği'nde kalır. Padişah Celebi Mehmet, ülke bütünlüğünü sağlama politikaları çerçevesinde Zonguldak'ın güney kesimini 1417'de Osmanlılara katarken, kıyı şeridindeki iskelelerde ticari yaşam yine Cenevizlilerin elindedir. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet Amasra'yı alır. Candaroğulları Beylîği'ne son verir ve yöredeki Hıristiyan bezirganlarda İstanbul'a yerleşmek zorunda kalır. Osmanlı Devleti'nin ilgisini çekmeyen. Zonguldak ve yöresi önce 1654 yılında Kazak korsanlarca, sonra da korsanlara karşı halkı korumak amacıyla gelen yeniçerilerce yağmalanır. Ekonomik ve ticari önemini yitiren bölgeye devlet sahip çıkmayınca eşkıyalar ve ayanların baskısı halkı göçe zorlar. Taşkömürünün 1829'da bulunmasıyla tekrar önem kazanan bölge 1882 yılından sonra yabancı sermayenin İlgi merkezi olur. Taşkömürü havzasındaki üretim ocakları İngiliz, Fransız, Alman, Belçika, rus, Yunan ve yerli şirketlerce çalıştırılır. Yöredeki şirketlerinin haklarını korumak, kömür üretimini artırmak bahanesiyle Fransız askerler 08.03.1919'da Zonguldak'ı 08.06.1919'da da Kdz. Ereğli'yi işgal eder. Var olan Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin oluşturduğu milis güçleriyle Fransızlar 18.06.1920'de Ereğli'den, 21.06.1920'de de Zonguldak'tan çekilmek zorunda kalır.

Tarihi Alanlar

Kdz.Ereğli (Mariandin/Marianydn,Herakleia Pontike)

M.Ö. VI. Yüzyılda Frig soyundan gelen Ereğli'nin ilk adı Mariandyn'dır. Daha sonra Herakleia Pontike adını alan kenti, söylenceye göre mitolojinin ünlü kahramanı yarı tankı Herakles (Herkül) kurmuştur. Mitolojide "Herakleia" adıyla kurulmuş yedi kentten biri ve en önemlisi olan Herakleia Pontike; Roma, Bizans Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarını yaşamasına karşın tarihin çeşitli dönemlerinde yağmalanmıştır.

Rastlantı ya da inşaat evresinde ortaya çıkan mezarlar, lahitler, sütunlar ve Çeştepe mevkiindeki tümülüs, Bozhane Cami, Halil Paşa Cami, Kırmanlı Cami, Molla Halil Cami, Ali Molla Cami, İskele Cami, Ağa Cami, Hacı Eşref ve Akarca Mescitleri, Kayabaşı Ziyaretgahı, Aktaş Şeyhi Türbesi, Seyit Nasrullah Efendi Türbesi, Keşif Tepedeki (Çeştepe) Demirci Dede, Kentteki Kuştepe ve kıyıdaki Mersin Dede yatırları, Hacı Mehmet Çeşme ve Murtaza Mahallesi Çeşmesi yanında, on sekiz adet sivil mimarlık örneği yapı Kdz.Ereğli'deki tescilli ekinsel değerlerdir.

 

Acheron Vadisi Ören Yeri
Cehennemağzı Mağaralarının bulunduğu yöredir. Yörede dikkati çeken kalıntılar ilk hıristiyanların ibadethane olarak kullandığı mağaradır.


Sur Kalıntıları
Hellenistik döneme ait olan sur parçalarında çok sert, gri, renkli kireçtaşından iri ve kalın blok taşları kullanılmıştır. Bu taş bloklar yan yana ve harçsız yerleştirilerek, aradaki küçük taş bloklar yatay hatlarıyla desteklenmiştir.


Kdz.Ereğli Kalesi
Kdz.Ereğli'nin kent surlarının çevrelediği tepede bulunmaktadır. Bizans Dönemi'nde XIII. Yüzyıl başlarında yapılan kale ve çevre duvarları vardır.


Herakles (Herkül) Sarayı
İri kesme taş bloklarla ve özenli bir işçilikle inşa edilen bu yapı kalıntısı antik döneme ait olup, iki cephedeki duvar kalıntıları dışında tümüyle yıkık durumdadır.


Su Tesisleri
Antik çağda kentin su gereksinimini karşılamak üzere inşa edilen su tesislerinin Roma Dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Kandilli yakınlarından başlayan (Balı Köyü) ve yaklaşık 16 km bir hat boyunca kente ulaşan su şebekesi kent sularının yakınında bulunan bir havuzda toplanmakta ve havuzdan çıkan bir kaç kolla, kanalla su kent alanının merkezine aktarılmaktadır.


Çettepe Fener Kulesi
Kdz.Ereğli'nin kuzeyinde Çeştepe'de deniz seviyesinden yaklaşık 200 m yükseklikte bulunan kulenin Hellenistik Dönemde yapıldığı ve Bizans Döneminde de yeniden inşa edildiği anılmaktadır.

 

Bizans Sarnıcı Kalıntısı
Kdz.Ereğli Akarca mahallesinde bulunan ve Bizans döneminden kalma olduğu anlaşılan sarnıcın hemen hemen tümü toprak altında bulunmaktadır. Bir hafriyat çalışması sırasında ortaya çıkan sarnıcın tahribata uğramaması için içi doldurulmuş, ancak açık kalan bölümü tahrip olmuştur.


Krispos Anıt Mezarı
Kdz.Ereğli'de gösteriler yapan ve orada ölen eski Mısırlı pandomim sanatçısı Krispos'un anısına yapılmıştır. Kaidesi ile birlikte 2.10 m yükseklikte bulunan anıtın önünde 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış bir şiir bulunmaktadır.

 

Bizans Kilisesi
Kdz.Ereğli Akarca Mahallesinde bulunan kilisenin bulunduğu yerde 1942 yılında yapılan Çelikel Camii yeralmaktadır. Bizans dönemine ait kilisenin döşeme mozaiği ve duvarının bir bölümünde yer alan fresko kalıntıları caminin bodrumunda bulunmaktadır.


Ayasofya Kilisesi (Orta Cami)
Sularla kaplı kent alanının içinde Bizanslılar tarafından inşa edilen Hagia Sophia (Kutsal Akıl) kilisesi, camiye çevrildikten sonra Orhan Gazi ya da Cami olarak anılmaktadır.

Filyos (Tieion,Teion,Tion)
Filyos Nehri' nin Karadeniz'e döküldüğü alanda kurulu Filyos antik kenti, önceleri Billaius adıyla biliniyordu. Bu ad, su geçiti olan yer anlamına gelen Pailaios sözcüğünden türemiştir. Kentin en yaygın adı Tieion' dur. Bu sözcük, kentin kurucusu, din adamı Tios' tan gelmektedir.
Günümüzde birinci ve ikinci derece sit alanları bulunan Filyos' ta, arkeolojik yüzey araştırmalarına göre, antik Tieion kenti bir akrapol, iki nekrapol alan ve sular altında kalan antik bir mendirekten / limandan oluşmuştur.
Romalılar döneminde yapılan kale, harabe durumunda bir mabet (tapınak),amfiteatr ve büyük bir yapıya ait olduğu sanılan üç kemerli bir duvar, Çayır Mağarası' ndan çıkan suyu kente taşyan su kemeri kalıntıları günümüze kadar ulaşabilen kültür değerleridir.